Alt İşveren-Anahtar Teslimi İş-Asıl faaliyet Konusu

DAVA : Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 2. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 09.07.2008 gün ve 2006/587 E. 2008/373 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 10.03.2011 gün ve 2011/256 E. 2011/2067 K. sayılı ilamı ile;

“…Uyuşmazlık, iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe maruz kalan işçinin uğramış olduğu maddi ve manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacının geçirdiği iş kazası nedeniyle kararda yazılı maddi ve manevi tazminatın davalılardan Yiğit Elektrik Ltd. Şti. ile AK PE Elektrik Makine İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’nden müteselsilen tahsiline, diğer davalı Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü hakkındaki davanın pasif dava ehliyeti bulunmaması nedeniyle ve anahtar teslimi ihale makamı olması gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de, davalılardan Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü hakkında kurulan hüküm doğru değildir.

Gerçekten, bir iş kazası sonucu zarara uğrayan işçinin tazminat davası, işveren veya kusurlu 3. kişilere karşı yöneltilir. Bundan başka, aracı olarak nitelendirilen kişilerce işe alınan işçilerin uğrayacakları zarardan dolayı asıl işverenin aracı ile birlikte sorumlu olacağı, olay tarihinde yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasa’nın 1. maddesi gereğidir.

Somut olayda çözümlenmesi gerekli sorun, davalı Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü ile davalı AK PE Elektrik Makine İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. arasındaki hukuki ilişkinin işveren-aracı veya üst-alt işveren biçiminde olup olmadığıdır. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 1475 sayılı İş Kanunu’nun 1/son ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 87/2. maddesindeki açıklamalar ışığında aracıdan (taşerondan) söz edebilmek için öncelikle üst işveren ve bunun tarafından ortaya konulan bir iş olmalı ve görülmekte olan bu işin bölüm ve eklentilerden bir iş alt işverene devredilmelidir.

Davalılardan AK PE Elektrik Makine İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ile Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü arasında 30.06.2000 tarihinde imzalanan 154 KV’LUK Enerji İletim Hatlarının Anahtar Teslimi Yapımına Ait Sözleşme (Mercan HES-Konaktepe HES)’nin “işin kapsamı” başlıklı 1. maddesinde aynen “bu sözleşme ilişik listede isimleri ve karakteristikleri, iş programlarında ikmal tarihleri belirtilen 154 KV’luk enerji iletim hatlarından iş sahibince güzergah etüdü yapılanlar dışındaki hatlarda güzergah etüdlerinin yapılması, plan-profillerin, güzergah ve istimlak planlarının çizimi, bu sözleşmenin eki teknik şartnamenin ÇDE bölümünde belirtilen istimlak işlerinin yapılması, ÇED onayı alınacak hatlarda ÇED çalışmalarının yapılması, direk tevziatlarının yapılması, daha önce yüklenici tarafından imalatı yapılmamış direk tipleri için imalat prototiplerinin hazırlanması, galvanizli direk imalatlarının yapılması, arazide direk montajları, hatların fiyat formlarında detayı belirtilen esaslar dahilinde tel çekimi için gerekli iletken, toprak teli, izolatör ve hırdavat malzemesinin temini ve nakliyesi veya bu malzemelerin iş sahibinin ambarlarından alınması ve nakliyesi, fiyat formlarında hatta kullanılacağının belirtilmesi halinde ikaz kürelerinin, fiber optik ve/veya alüminyum alloy çelik toprak telinin temini ve tesisi ile hatların tel çekimi ve sehimlendirilmesi işlerinin yüklenici tarafından yapılması amacıyla düzenlenmiştir. Yüklenici, yukarıda ana hatları belirtilen söz konusu işleri bu sözleşmenin ekinde yer alan genel şartnameye, teknik şartnameye, fiyat formlarına, iş sahibince öngörülen iş programlarına, sözleşmenin ekinde iş sahibince verilen tüm resim ve dökümanlara uygun olarak ve gerekli her türlü mühendislik, teknik hizmet, işçilik, tesis, araç-gereç, malzeme, nakliye imkanlarını kullanarak yapacak ve yapılmasını sağlayacaktır.” denilmektedir. Davalılardan AK PE Elektrik Makine İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’nin taşeronu olan davalılardan Yiğit Elektrik Ltd. Şti.’nin işçilerinden davacı, 30.06.2002 tarihinde, elektrik enerji nakil hattına ait direk üzerinde hat bağlantısı işinde çalıştığı sırada, izolatöre geçici olarak bağlanan çelik halatı çözmek için uzandığında üzerinde bulunduğu izolatörün ters dönmesi sonucu 14 metre yükseklikten aşağıya düşerek yaralanmış ve %100 malul kalmıştır.

İşin tamamı yerine bir bölümü devrolunduğunda devreden kişinin işverenlik sıfatı devam ettiğinden kusuru olmasa da olay tarihinde yürürlükte bulunan 1475 sayılı İş Kanunu’nun 1/son maddesi gereğince sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, enerji iletim hatlarının yapımı işi, davalılardan Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü’nün asıl işi olup, bu işi başka birine verse dahi işi alanla birlikte sorumluluğu devam edeceğinden, asıl işveren olarak taşeron şirketle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu düşünülmeksizin, davalı Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü hakkındaki davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, iş kazası sonucu işçinin malûl kalmasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davalılardan Türkiye Elektrik Üretim A.Ş. (TEİAŞ) tarafından ihale edilen işi alan davalı AK PE Elektrik Mak. İnş San Ve Tic Ltd. Şti taşeronu davalı Yiğit Elektrik Ltd. Şti. işçisinin 30.06.2002 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu %100 oranında malûl kaldığını, malûliyet nedeniyle doğan zarardan yürütülen iş TEİAŞ’nin asıl işi olduğundan TEİAŞ’nin asıl işveren diğer davalıların alt işveren olarak birlikte sorumlu olduklarını belirterek maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılardan TEİAŞ vekili, enerji nakil hattı inşası işinin anahtar teslim suretiyle verildiğini, kendilerinin asıl işveren değil ihale makamı olduklarını belirterek haklarındaki davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Diğer davalılar tarafından yazılı veya sözlü beyanda bulunulmamıştır.

Yerel mahkemece, davalılardan TEİAŞ ile AK PE Ltd. Şti arasında imzalanan 30.06.2000 tarihli sözleşme uyarınca işin anahtar teslim suretiyle verildiği, ihale makamı olan TEİAŞ’nin meydana gelen iş kazasından dolayı sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle TEİAŞ hakkındaki davanın reddine diğer davalılar yönünden ise bilirkişi raporu uyarınca davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Daire’ce yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkeme, önceki gerekçesini tekrarlayarak kararında direnmiş, direnme kararı davacı vekili tarafından temyize getirilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davalı TEİAŞ’nin iş kazasından dolayı asıl işveren olarak sorumluluğu bulunup bulunmadığı, davalılar arasındaki hukuki ilişkinin asıl işveren-alt işveren niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere, iş kazası sonucu zarara uğrayan hak sahiplerinin tazminat davası, işveren veya kusurlu 3. kişilere karşı yöneltilir. Bundan başka, aracı olarak nitelendirilen kişilerce işe alınan işçilerin veya hak sahiplerinin uğrayacakları zararlardan dolayı asıl işverenin aracı ile birlikte sorumlu olacağı 1475 sayılı Yasanın 1. maddesi gereğidir.

Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde öncelikle asıl işveren-alt işveren konusuna ilişkin yasal mevzuatın değerlendirilmesi gerekmektedir.

Öncelikle belirtilmelidir ki, “alt işveren” olarak nitelenen üçüncü kişi, gerek mevzuatta, gerekse öğreti ve yargı kararlarında; aracı, taşeron, tali işveren, alt müteahhit, alt ısmarlanan gibi adlarla da anılmaktadır.

Konunun düzenlendiği ilk mevzuat mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun “Tarifler” başlıklı 1/son maddesidir. Anılan maddede bir işverenden belirli bir işin bir bölümünde veya eklentilerinde iş alan ve işçilerini münhasıran o işyerinde ve eklentilerinde çalıştıran diğer bir işverenin kendi işçilerine karşı o işyeri ile ilgili ve bu Kanundan ve iş akdinden doğan yükümlülüklerinden asıl işverenin de sorumlu olacağı, düzenlemesi yer almaktadır. 1475 sayılı Kanunda alt işverene verilen işin mutlaka işyerindeki üretim veya faaliyet süreci içerisinde bir iş olacağına ilişkin bir açıklık bulunmamaktadır.

10.06.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu ile 1475 sayılı İş Kanunu 14. maddesi dışında yürürlükten kaldırılmıştır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 6. fıkrasında ise asıl işveren-alt işveren ilişkisi; “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” şeklinde tanımlanmış; aynı maddenin 7. fıkrasında: “Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.” hükmüne yer verilmiştir. Böylece, salt işyerinde üretilen mal ve hizmet üretimine ilişkin bir işin verilmesi halinde asıl işveren alt işveren ilişkisinin ortaya çıkacağı kabul edilmiş; ayrıca asıl işi tamamlayıcı nitelikteki yardımcı işler de işyerinde yürütülen mal ve hizmet üretiminin bir parçası sayılmıştır.

Diğer taraftan, mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “Üçüncü Kişinin Aracılığı” başlıklı 87. maddesi “Sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur. Bir işde veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı denir.” hükmünü içermektedir. Görüldüğü üzere, 506 sayılı Kanunun 87. maddesinde verilecek işin yapılan asıl işle ilgili olacağına ilişkin bir belirleme yapılmamıştır.

01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve 506 sayılı Kanunun 87. maddesini yürürlükten kaldıran 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 12. maddesinin son fıkrasında; asıl işveren, bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişi olarak tarif edilmiştir. Buna göre; sigortalılar üçüncü kişiler aracılığıyla işe girmiş ve bunlarla sözleşme yapmış olsalar dahi, asıl işveren bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumlu olacaktır.

Açıklanan yasal mevzuat içerisinde direnmeye konu davanın yasal dayanağı iş kazasının meydana geldiği 30.06.2002 tarihinde yürürlükte bulunan 1475 ve 506 sayılı Kanun hükümleridir.

Asıl işverenin yanında “taşeron” olarak adlandırılan başka işverenlerin de işyerinden iş almaları ve kendi sigortalılarını çalıştırmaları ile uygulama kazanmış olan “asıl işveren-alt işveren” ilişkisini Sosyal Sigortalar Kanunu açısından ele alan 506 sayılı Kanunun 87. maddesi ile mülga 1475 sayılı İş Kanununun 1/son, 4857 sayılı İş Kanununun 2/6. maddeleri, aracının yanında asıl işvereni de sorumlu tutan bir içerik taşımaktadır. Amaç, işçinin sosyal güvenlik hakkı yanında, iş sözleşmesi ve İş Kanunundan kaynaklanan bir kısım haklarının daha geniş koruma ve güvence altına alınmasını sağlamaktır.

506 ve 1475 sayılı Kanunların anılan hükümlerine göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin doğabilmesi için, işyerinde işçi çalıştıran bir asıl işverenin bulunması, bu işverenin işyerine ait bir işin yine ona ait işyerinde görülüyor olması gerekir.

Burada önemli olan asıl işverene ait “iş” kavramının hangi iş olduğudur. Asıl işverene ait olan ve alt işverenin yapacağı iş, asıl işverenin ürettiği mal ve hizmet süreci içinde veya tamamlayıcı olmalıdır. Örnek olarak; dokuma iş kolunda faaliyet gören bir işverenin ek bir bina yapımını bir başkasına vermesi o kişiyi alt işveren konumuna getirmez. Ancak, yine dokuma ile ilgili bir bölüm boyama vs. işinin verilmesi halinde asıl işveren-alt işveren ilişkisi kurulmuş olur. Keza dokuma işinin temizlik, yemek taşıma ilişkisine asıl işin tamamlayıcısı özelliği nedeniyle anılan ilişki kapsamında değerlendirilmelidir (Fevzi Şahlanan, Türk Hukukunda Alt İşveren, MESS Yayını, Temmuz 1995, s. 45-46).

Önemle vurgulanmalıdır ki; asıl işverenin asıl işi veya yardımcı işi veya teknolojik nedenle veya işin gereği uzmanlık gerektiren işle hiç ilgisi olmayan, görülen işe tamamen yabancı bir eser, yapı inşası, çatı tamiri, iş yerinin badana boyası gibi geçici işler yönünden elbette ki, alt işveren-üst işveren ilişkisinden bahsedilemez ve asıl işveren işi anahtar teslimi üstlenen işverenin kusurundan sorumlu tutulamaz.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na göre, aracıdan söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından ötürü sorumlu tutabilmek için, maddenin tanımından ortaya çıkan bir takım zorunlu unsurların varlığı aranmaktadır.

Aracı kavramı her şeyden önce “asıl işveren”in varlığını, bir başka işverenin asıl işverene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmesini ve nihayet, asıl işverene ait işyerinde veya işyerinin bir bölümünde iş alanın kendi adına sigortalı çalıştırmasını gerektirir. Asıl işverenle, aracı arasındaki sözleşmenin hukuki niteliğinin önemi yoktur. Önemli olan yön, asıl işverene ait işin aracı tarafından yapımının sağlanmasıdır.

Aracının asıl işverenden bir bölüm iş alması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırması, aracı kavramının belirleyici özelliğini oluşturmaktadır. Aracı her şeyden önce bir “asıl işveren”in varlığını zorunlu kılmaktadır.

İşveren; 506 sayılı Kanunun 4/1.maddesinde, “…bu Kanunun 2. maddesinde belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek yada tüzel kişi…”, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 1. maddesinde “…işçi çalıştıran tüzel veya gerçek kişiye işveren…denir…” şeklinde tanımlanmakta olup, işveren niteliği işçi çalıştırmanın doğal sonucudur. Yasanın tanımından hareketle, “asıl işveren-alt işveren” ilişkisi için, işyerinde iş sahibinin de işçi çalıştırıyor olması koşulu aranır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlarda aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır.

İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte ise, iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır. İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, gerek Sosyal Sigortalar Kanunu, gerekse İş Kanunu açısından bir alt işverenlik, dolayısıyla dayanışmalı sorumluluk hali söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek, ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.

Aynı şekilde, işi alan kişinin de işverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Alınan işte sigortalı çalıştırmayıp, tek başına ya da ortakları ile işi yürüten kişi alt işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Bu kişinin diğer işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının ise sonuca etkisi bulunmamaktadır.

Bir işverene ait işyerindeki üretim sürecine, başka bir işverenin dahil olması durumunda alt işverenden sözedebilmek için aranan bağlantının tespitinde işyerinde üretilen mal ya da hizmetin niteliğine bakılması gerekir. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, aracıdan söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır.

Somut olayın incelenmesinde, davalı TEİAŞ’nin 30.06.2000 tarihli sözleşme ile enerji iletim hattı yapım işini davalılardan AK PE Elektrik Mak. İnş San Ve Tic Ltd. Şti.’ne verdiği, AK PE Elektrik Mak. İnş San Ve Tic Ltd. Şti.’nin alt işvereni olan davalı Yiğit Elektrik Ltd Şti. işçisinin 30.06.2002 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu malûl kaldığı anlaşılmaktadır.

Davalılardan TEİAŞ’nin ana statüsünün “Teşekkülün Faaliyet Amaç Ve Konuları” başlıklı 4. maddesinde elektriğin iletimi için gereken her türlü etüt ve projeler ile inşaat ve tesisleri yapmak ve yaptırmak asıl işleri arasında sayılmış olup, davalı TEİAŞ asıl işinin bir bölümü olan “enerji iletim hattı yapım işini” ihale ile diğer davalı AK PE Elektrik Mak. İnş San Ve Tic Ltd. Şti.’ne vermiştir.

Bu durumda, TEİAŞ’nin sözleşmenin 19. maddesinde açıkça belirtildiği üzere işe müdahale yetkisini de elinde bulundurduğu da gözetildiğinde gerek 1475 Sayılı Yasa, gerekse 506 Sayılı Yasa karşısında davalı TEİAŞ asıl işveren, diğer davalı AK PE Elektrik Mak. İnş San Ve Tic Ltd. Şti. ise, alt işveren (aracı) konumundadır.

1475 Yasanın yüklediği ödevlerden dolayı, alt işveren ile birlikte asıl işverenin de sorumlu olduğu belirtildiğine göre, davalı TEİAŞ (asıl işveren), iş kazasından doğan zararlardan işçiye karşı diğer davalılar ile birlikte müteselsilen sorumludur.

O halde Yerel Mahkemece aynı yöne işaret eden bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 06.06.2012 gününde yapılan ilk görüşmede karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

Yarg. HGK 6.6.2012 T., 2012/21-135 E.-2012/346 E.

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*